22. Gönül Harmanı Şiir Gecesi
22. Gönül Harmanı Şiir Gecemizde, Kardeş Şehirlerimiz arasında seyahate çıkacağız. Kerkük'ü hatırlayacağızi, Gazze'yi, Kudüs'ü hissedeceğiz, Mescid-i Aksa özlemini yaşayacağız, Mekke ve Medine'ye seyahat edip Peygamber sevgisini hissedeceğiz, Bosna'daki ve Doğu Türkistan'daki kardeşlerimizin acılarını paylaşacağız, Azerbaycan'daki dostlarımız ile gönül köprülerimizi kuracağız. Bu gönül yolculuğuna davetlisiniz.
〉13 Şubat 2026 Cuma
〉19:00
〉OSTİM Teknik Üniversitesi
〉Konuk Sanatçı : Aykut Kuşkaya
〉Konuk Yazar : İlknur Aytaç
PROGRAMI HAZIRLAYANLAR
Akif Aytaç
Emine Ülker Yılmaz
Serdar Kutanis
Taner Turan
Derya Arıcan
SUNUCULAR
Hayrettin Ali Turhan, Mina Demir
ŞİİRLER
- Srebrenitsa Ağıtı
Yasemin Akbulat
Şevval Akbulat
Hayrunnisa Turgut
Nisanur Akın
Mustafa Bertan Ceyhan
- Kaybolan Şehir
Defne Birsen
- Mescid-i Aksa'yı Gördüm Düşümde
Zeynep Reyyan
- İdris Sabih Bey'in Şiiri
Mehmet Akif Sarı
- Türkmen Dağı
Esad Yıldırım
- Kerkük
Mehmet Emre
- Canım İstanbul
Nilda Arslan
- Ben Anadoluyum
İrem Özçelik
KORO
Ayşenaz Gerçeker
Azra Gerçeker
Muhammed Kerim Mızrakçı
Emir Berat Bulut
Hatice Erva Demir
Berensu İnan
İsra Can
Aslı Birben
Çağan Özdemir
ENSTRÜMANLAR
Klasik Gitar: Sena Balkan
Bas Gitar: Çağan Özdemir
Piyano: Zeynep Bulut, Nilüfer Maksutoğlu
Ney & Bağlama: Serdar Kutanis
Yan Flüt: Gizem Metin
ÇOCUK 1(ŞEVVAL 10/FEN) : Bir gecede kıydılar bize, ne olduğunu anlamadan basıldı evlerimiz, korkuyla baktım etrafıma annem babam katledildi tüm Avrupa’nın gözleri önünde.
ÇOCUK 2(NİSANUR 10/A) : Bizim şehirlerimizde park yoktur. Tüm parklarımız şehitlerimizin istirahatgahıdır, hepsinde bir Bosna çiçeği üstünde uçuşan mavi kelebekler vardır. (Elindeki kelebeği havaya saçar.)
ANNE (YASEMİN 10/B) : Bosnalı bir kadınım ben, çocuğumun yırtık ayakkabıları elimde, her açılan toplu mezarda ayakkabının eşini arıyorum.
BABA (MUSTAFA BERTAN 10/A) : 1995’ in Temmuzuydu, geçirdiğimiz tüm günlerden farklı bir güne, bir kabusa uyandık biz. Bir anda abluk altına alındık, evlerimizi yaktılar camilerimizi yıktılar sönmeyen intikam ateşleriyle hepimizi yok ettiler. Birleşmiş Milletlere bizi korusun! diye teslim ettiler.
ABLA (HAYRUNNİSA 10/A): Düşünün kapatın gözlerinizi ve 20 bin masumun “Bizi bırakmayın, bizi öldürecekler” diye yalvarmalarını düşünün, nasıl hüzünlü bir uğultu değil mi? Bu sesi umursamamak için Fransız General Bernard Janvier kadar zalim olmanız yeter.
ANNE (YASEMİN 10/B): O zalimler kocalarımızı, evlatlarımızı tek tek öldürdüler baktılar uzun sürüyor toplu mezarlar kazdırıp üstümüze bombalar attılar.
HEP BERABER: Türk’ün Evladı unutma! Ben Aliya Boşnakların içinde herhangi biriyim. O gün bütün dünya bizi yalnız bıraktı.
BABA (MUSTAFA BERTAN 10/A): Kadınlarımıza kıydılar, çocuklarımızı yetim, bizi evlatsız, ocaksız bıraktılar.
HEP BERABER: Ey Türk’ün Evladı unutma! Onların demokrasi, hürriyet ve hoşgörü dedikleri, barış ve hoşgörü dedikleri ilkeler Saraybosna’da Serebrenitsa’ da toprağın altına gömüldü.
ANNE (YASEMİN 10/B): Ey Türk’ün Evladı unutma! Biz senin kardeşin olduğumuz için öldürüldük. Senin hafızana sahip olduğumuz için toplu mezarlara gömüldük.
BABA (MUSTAFA BERTAN 10/A): Ey Türk’ün Evladı unutma! Bizim korumaya çalıştığımız sancak Yemen’de, Çanakkale’de, Kırım’da Açe’ de Türkistan’da korunmak istenen sancaktır.
ÇOCUK 1(ŞEVVAL 10/FEN): O, ne bir dinin, ne bir ırkın. ne bir dilin, ne bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, tek başına insan olmanın temsiliydi.
ÇOCUK 2 (NİSANUR 10/A): Biz, Çanakkale’den sonra direnişi devam ettiren nesiliz. Sen, direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın. Korumak için değil düzen kurmak için çalışacaksın!
HEP BERABER: Sen varsan, biz olacağız! Sen ayaktaysan, biz yaşayacağız. Sen, var olmak zorundasın! Sen, bir ve beraber olmak zorundasın! Türk’ ün Evladı bizi, Bosna’ yı, onların bize yaptıkların sakın unutma! Unutma, Türk Beklenendir.
SESLENDİREN: DEFNE BİRSEN
Üsküp ki Yıldırım Bayazıd Han diyârıdır
Evlâd-ı Fâtihân’a onun yâdigârıdır.
Firûze kubbelerle bizim şehrimizdi o;
Yalnız bizimdi, çehre ve rûhiyle biz’di o.
Üsküp ki Şar-dağ’ında devâmıydı Bursa’nın
Bir lâle bahçesiydi dökülmüş temiz kanın.
Üç şanlı harbin arş’a asılmış silâhları
Parlardı yaşlı gözlere bayram sabahları.
Ben girmeden hayatı şafaklandıran çağa,
Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa.
İsâ Bey’in fetihte açılmış mezarlığı
Hulyâma âhiret gibi nakşetti varlığı.
Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin
Üsküp bizim değil? Bunu duydum için için.
Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!
Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.
Yahya Kemal Beyatlı
SESLENDİREN: HATİCE ERVA DEMİR, EMRE BULUT, M. KERİM MIZRAKÇI
İnsan insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim
Can, can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim
Muhyiddin der hak kadir
Görünür her şeyde hazır
Ayan nedir pinhan nedir
Nişan nedir şimdi bildim
İnsan insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim
Can, can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim
Muhyiddin der hak kadir
Görünür her şeyde hazır
Ayan nedir, pinhan nedir
Nişan nedir şimdi bildim
Kendisinde buldu bulan
Bulmadı taşrada kalan
Canların kalbinde olan
İnanç nedir şimdi bildim
Muhyiddin der hak kadir
Görünür her şeyde hazır
Ayan nedir, pinhan nedir
Nişan nedir şimdi bildim
İnsan, insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim
Can, can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim
Muhyiddin der hak kadir
Görünür her şeyde hazır
Ayan nedir pinhan nedir
Nişan nedir şimdi bildim
Kendisinde buldu bulan
Bulmadı taşrada kalan
Canların kalbinde olan
İnanç nedir şimdi bildim
Muhyiddin der hak kadir
Görünür her şeyde hazır
Ayan nedir pinhan nedir
Nişan nedir şimdi bildim
MUHYİDDİN ABDAL
SESLENDİREN: ZEYNEP REYYAN MISIR
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu.
Gözlerim yollarda, bekler dururum
'Nerde kardeşlerim' diyordu bir ses.
İlk kıblesi benim ulu Nebimin
Unuttu mu bunu acaba herkes.
Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Resulden yoksunum, tek ve tenhayım.
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vahayım.
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Götür Müslüman'a selam diyordu.
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu.
MEHMET AKİF İNAN
SESLENDİREN: MEHMET AKİF SARI
Bir Ulü'l-emr idin emrine girdik
Ezelden bey'atli hakanımızsın
Az idik sayende murada erdik
Dünya ve ahiret sultanımızsın
Unuttuk İlhan'ı Kara Oğuz'u
İşledik seni göz bebeğimize
Bağışla ey şefi' kusurumuzu
Bin küsür senelik emeğimize
Suçumuz çoksa da sun'umuz yoktur
Şımardık müjde-i sahabetinle
Gönlümüz ganidir, gözümüz toktur
Doyarız bir lokma şefaatinle
Nedense kimseler dinlemez eyvah
O kadar saf olan dileğimizi
Bir ümmi isen de ya Rasulallah
Ancak sen okursun yüreğimizi
Suları tükendi gülaptanların
Dinmedi gözümüz yaşı merhamet
Külleri soğudu buhurdanların
Aşkınla bağrını yakmada millet
Ne kanlar akıttık hep senin için
O Ulu Kitab'ın hakkıçün aziz
Gücümüz erişsin ve erişmesin
Uğrunda her zaman dövüşeceğiz
Yapamaz Ertuğrul Evladı sensiz
Can verir canânı veremez Türkler
Ebedi Hadimü'l-Harameyniniz
Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler
İDRİS SABİH BEY
SESLENDİREN: HATİCE ERVA DEMİR
He he heyamo
Yamo hemo he yamo
He yamoli he yamo
He he heyamo
Dadis ugun noderi, dadis ugun noderi
He he heyamo
Dopxaskat do vigzalat, dopxaskat do vigzalat
He he heyamo
Mani mani dalepe, mani mani dalepe
He he heyamo
So bzirat ham ndgalepe, so bzirat ham ndgalepe
He he heyamo
Xeni çkunis noderi, xeni çkunis noderi
He he heyamo
Tutaste iven seri, tutaste iven seri
He he heyamo
Vibirt xacker xackeri, vibirt xacker xackeri
He he heyamo
Hem seri hem ndgaleri, hem seri hem ndgaleri
SESLENDİREN: AHMED ESAD YILDIRIM
Duman çökmüş kızıl dağın başına
Şehit düşmüş toprağına taşına
Bakmadılar akan gözün yaşına
Avlayıp gittiler Türkmen dağını.
Kırkbeş dağında düşmanlar dolaşır
Dolaşır da Türkmenlere dalaşır.
Ana bacı şehidine ağlaşır
Dağlayıp gittiler Türkmen dağını.
Vurdular, sürdüler bizi obadan
Güç versin bizlere Ulu Yaradan.
Ölsek bile vazgeçmeyiz buradan
Dağıtıp gittiler Türkmen dağını.
Alparslan, Süleyman Şah torunları
Analar aslan doğurmuş bunları.
Bizim için feda edip canları,
Yurt edip gittiler Türkmen dağını.
Türkmenoğlu kesme umudu Hakk’tan
Ecdad mirasıdır bu güzel vatan
Muzaffer olacak ordu komutan
Tarihe yazalım Türkmen adını
ADİL ŞAH
SESLENDİREN: SERDAR KUTANİS
Fikrimden geceler yatabilmirem
Bu fikri başımdan atabilmirem
Neyleyim ki sene çatabilmirem
Ayrılık ayrılık aman ayrılık
Her bir dertten ala yaman ayrılık
Uzundur hicrinle kara geceler
Bilmirem men kendim hara geceler
Bir oktur kalbime yara geceler
Ayrılık ayrılık aman ayrılık
Her bir dertten ala yaman ayrılık
SESLENDİREN: KORO
Kerkük'ün zindanına attılar beni
Kerkük'ün zindanına attılar beni
Mazlumlar sürüsüne kattılar beni, kattılar beni
Mazlumlar sürüsüne kattılar beni, kattılar beni
Her yanım dağladılar ateşle annem
Her yanım dağladılar ateşle annem
Ne suçum ne günahım yaktılar beni, yaktılar beni
Ne suçum ne günahım yaktılar beni, yaktılar beni
Türkmen obalarından göçen anneler
Türkmen obalarından göçen anneler
Ne yuvalar kaldı ne de haneler, ne de haneler
Ne yuvalar kaldı ne de haneler, ne de haneler
Gök kubbeyi sarsar mazlum feryadım
Gök kubbeyi sarsar mazlum feryadım
Elbette bir gün güler bize seneler bize seneler
Elbette bir gün güler bize de seneler bize seneler
Elbette bir gün güler bize de seneler bize seneler
SESLENDİREN: MEHMET EMRE DEMİR
Kerkük’ün başında bir duman tüter,
Gardaş bu dağları yıkmalı artık.
Zalimin yaptığı bu kadar yeter,
Bunun çaresine bakmalı artık
.
Düşman gelmiş sıra sıra dizilmiş,
Talihime kara yazı yazılmış.
Sanki mezarımız derin kazılmış,
Silahlanıp yola çıkmalı artık.
Merhamet dediğin sakın arama,
Erbil’i duydukça tuz bas yarama.
Bir sıkıntı basar aha burama,
Dünyayı başına yıkmalı artık.
Musul uzaklarda sanmayın sakın,
Telafer bizlere Musul’dan yakın.
Buralara artık yapmalı akın,
Hainlere kurşun sıkmalı artık.
DOĞANAY’ım Kerkük diye ağlıyor,
Türkmenelim yasta kara bağlıyor.
Feryatları dersen yürek dağlıyor,
Dört koldan cepheye akmalı artık.
Gardaş oraları yakmalı artık!
Kemal DOĞANAY
SESLENDİREN: HAYRETTİN ALİ TURHAN
Taşmak isterim aşamam bendimi
Eller ne bilsin ki benim derdimi
Yaşasam da bulamam ki kendimi
Can evim yanık can evim yaralı
Sarı Çin Uygur Türk’ünü kıralı
Hani nerede birleşmiş milletler
Nerede haktan gözüken suretler
Ödenmedi mi o bitmez diyetler
Can evim yanık can evim yaralı
Sarı Çin Uygur Türk’ünü kıralı
Doğu Türkistan diye vatanım var
Çoluk çocuk demeden mezalim var
Unutmam ben, atide hesabım var
Can evim yanık can evim yaralı
Sarı Çin Uygur Türk’ünü kıralı
Haklı öz hakkını alacak elbet
Bu zulüm payidar olamaz elbet
Aslı Kürşad nesli gelecek elbet
Can evim yanık can evim yaralı
Sarı Çin Uygur Türk’ünü kıralı
Bir garip benim ağlasın gözlerim
Zalimlere haykırsın hep sözlerim
Derdimi kinimde saklar gizlerim
Can evim yanık can evim yaralı
Sarı Çin Uygur Türk’ünü kıralı
TANER NİŞANCI
SESLENDİREN: NİLDA ARSLAN
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul, İstanbul….
NECİP FAZIL KISAKÜREK
SESLENDİREN: İREM ÖZÇELİK
Bir yanımdan şafak sökerken bir baştan bir başa
Her gün selam veriyor güneş, kurda-kuşa.
Dört mevsim bir yaşarım, yok cihanda böyle eş,
Akşam sefasından, ufuklardan batıyor güneş.
İşte ben Anadoluyum, yiğidim çatıktır kaşım,
Bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım.
Yedi oğlum var biri Aras’tır, bir ucunda Serhat,
Bir kızım var Dicle’dir, bir oğlum var Fırat,
İki ikizim var Seyhan-Ceyhan kıskançlık verirler ya da,
Her nesneye can verilir, yeşil Çukurova’da.
Bir oğlum var, uzun boyludur rengi Kızıl ya,
Bir kızım vardır, kaşları hilaldir adı Sakarya.
İşte benim ben, ben Anadoluyum.
Ben Türk’üm, Kürd’üm, Zaza’yım, Laz’ım, Çerkez’im, Dadaş’ım!
Dedik ya… Bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım,
Ben Karadeniz’de Laz’ım Hazar Denizi’nde Abhaz’ım,
Bir elimde kemençe, bir elimde sazım.
İşte benim ben, ben Anadoluyum!
Ağrı Dağı’nda güvercinim.
Bitlis’te Ahlat, Van’da Gevaşım!
Ben Bingöl dağların da çobanım, Muş ile kardaşım.
Hakkari’de Ahmed-i Hani Feqiye Teyrana kuşum
Ben Cizre yollarında Mem-u Zin ile yoldaşım
Batman’da petrol, Diyarbakır ovasında pamuk,
Melikahmet dükkanın da kumaşım.
Siirt’te Koçero, Mardin’de Süryani, Antep’te Şahin,
Urfa’da Halil-ul Rahman sofrasında aşım.
Ben Erzincan’da Terzi Baba Elazığ’da Gagoşum.
Ben Munzur’da alevi, Sivas’ta kızılbaş’ım.
İşte benim ben, ben Anadoluyum!
Ben Hatay’da Arap’ım,
Habib-i Neccar’a yandaşım,
Ben Malatya, Adıyaman, ben Maraş’ım,
Ben Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, eğilmez başım.
Ben Yozgat, Tokat, Ankara vatan duvarında taşım.
Adana, Antalya, İzmir, Bursa’dan hoşum
Sakarya, İzmit, İstanbul aşkıylan sarhoşum,
Ege’de Efe Trakya’da Roman
Marmara’da Mamoşum,
Ben “Yurtta sulh Cihan’da barışım”
Ben Kuran-ı Kerim’in ışığında çağdaşım
Ben Anadolu erenleri Mevlana, Yunus, Hacı Bektaşım!
Ey sevgili kendine gel… Sen; Bensin…Ben; Sizim.
Çanakkale’de yatan binlerce kefensizim.
Beni benden ayırmak ne mümkün,
Aynı bedenim, aynı kemiğim, aynı tırnağım, aynı dişim.
Ben anayım, ben babayım, ben dayı, yeğenim, ben eşim.
Ya Rabbi! Sana arzuyu niyazım var; “ayırma beni Hak’tan”
Ya Rab! koru beni düşmanlardan, dış mihraklardan.
Otuz beş yıldır … “Ne baharım var ne yazım, mevsimde kışım.”
Ben üzgünüm, ben kırgınım, ben ağlayan gözlerde yaşım.
Ben GÜRHAN’ım, garip OZAN’ım, bu topraklarda vatandaşım.
ÖZAN HACI GÜRHAN